İçerik değiştir



Anlamak Çok Güç Ama Çoğumuz Anlıyor ( 1-2-3 )


  • Yanıtlamak için giriş yapın
bu konuya 3 yanıt verildi

#1 waranko

waranko

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 760 Mesaj

Gönderim zamanı 11.03.2010 - 19:28


İnanılmaz olaylar oluyor. Ancak neden oluyor, bir plan mı var; anlamak için bir bakmak gerek. Örneğin “Erzurum Savcısı’nın talimatı ile, Başsavcı Cihaner’in evi ve Adliye’deki bürosu arandı, kendisi gözaltına alındı ve sonra tutuklandı. Saat 12.35’te, HSYK, Erzurum Savcısı’nın yetkisini kaldırdı. Herkesin öğrendiği bu bilgi, nedense Erzurum Savcısı tarafından öğrenilemedi. Ve tebligat yapılmadı bahanesiyle, dosya İstanbul’a gönderildi.”

Şimdi görelim bakalım takke düşmüş mü?

Türkiye’de onurlu, dürüst kişilerin; içlerinde HSYK üyelerinin, YARSAV’ın, başta İstanbul olmak üzere eski ve yeni baro başkanlarının, T. Barolar Birliği yöneticilerinin, eski başkan Av. Turgut Kazan’ın, Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ın da bulunduğu bir kısım akademisyen, hukukçu ve aydın gazetecinin, “Erzincan olayının” başından itibaren yılmadan savundukları tüm gerçekler, geçen pazar Ruhat Mengi’nin Her Açıdan programında da tüm açıklığı ile ortaya kondu. Daha önce hiçbir şeyi anlamamış, ne olduğunu çözememiş olsanız dahi, o programa katılan o dürüst ve gerçek hukukçuların söylediklerini anlamamanız mümkün değildi. Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250 ve 251. maddelerini açıkça anlattılar. Erzurum Savcı’sının neden yetkili olmadığını, nasıl yetki gaspı yaptığını, HSYK’nın neden yetkili olduğunu, iktidarın niçin haksız olduğunu, Adalet Bakanı Ergin’in “HSYK yetki gaspı yaptı” demesinin neden tamamen yanlış olduğunu, neden “Bülent Arınç’ın tamamen hatalı olduğunu” açıkça ortaya koydular.



***


Evet açıkça ortaya çıktı ki, “yapılanların hukuksal olduğunu” ya da “hukuka uygun olduğunu” söylemek kesinlikle mümkün değil... Tüm sürece baktığınızda bunu kolaylıkla görebiliyorsunuz. Van Rektörü hakkında “ihaleye fesat karıştırdığı” iddiası ile açılan soruşturmayla başlayan, tutuklanması, tutuklamanın 66 gün sürmesi ile devam eden bir süreç. Ardından Türkan Saylan’a reva görülen ve “72 milyon kişinin evinin aranabileceği” türde, inanılmaz geniş arama kararları ile devam eden bir süreç... Sonra 33 ay süren, 18 ay süren, 13 ay süren tutukluluk kararları ile devam eden bir süreç... “Kozmik oda”nın iki isimsiz telefonla aranması ve İlhan Cihaner’le devam eden bir süreç. Ve bu sürecin bir tek amacı ve hedefi var. Bu tür sindirme yöntemleri ile “hukuk devleti yerine tamamen iktidara bağlı bir yargının ve giderek sistemin oluşturulması...”

Ama bir şeyi gerçekten anlamıyorum. Bir tarafta Kanunun 88. maddesi, öbür tarafta bu açık hükme karşın, Başsavcı’yı aratan, gözaltına aldıran bir diğer savcı. Bir tarafta aynı yasanın “1. sınıf hâkim ve savcıları kimin tutuklayabileceğine” ilişkin 85. maddesi, diğer tarafta onu tutuklayan bir hâkim. Bir tarafta Anayasa ve HSYK Kanunu’ndaki açık yetkisini kullanan HSYK, diğer tarafta buna “yetki gasbı, hukuk cinayeti” diyen bir Adalet Bakanı. Bir tarafta tüm bu “hukuka aykırı süreç” diğer tarafta da bu hukuksuzlukları görmezden gelmeye devam eden siyasetçi, aydın(!) ve gazeteciler. Haydi Adalet Bakanı’nı, Bülent Arınç’ı, Bekir Bozdağ’ı ve diğerlerini anlıyorum. Çünkü onlar siyasetçi ve zaten bunları yapmaları, söylemeleri için oraya getirildiler. O mevkilerde bulunmalarının tek nedeni bu. İktidar aydınlarını, liberal(!) aydınları(!) ve akademisyenleri de anlıyorum... Başbakan’ın yanağını sıkan, “o kadar çok iş yapıyorsunuz ki yetişemiyoruz” diyen gazeteciyi de anlıyorum. Dün solcu, sonra neo Osmanlıcı, sonra Özal’cı, bugün AKP’ci olan liberalleri(!) de. Onların da geçim yolu bu, yaşamlarını sürdürmelerinin yolu bu.

Ama tüm bu süreç ve yasalar da ortada iken ve önce bir Başsavcı’yı hukuka aykırı biçimde arama, tutuklama ve dosyayı kaçırma, sonra “Türkiye’nin generallerinin” bir plan(!) dahilinde gözaltına alınması ortada iken, “mutlaka iki taraftan birinin haklı mı olsa gerek” diyen ya da “evet Başsavcı tutuklanmayabilirdi ama silahlar bulunmadı mı” diye sözüm ona anlamayan tarafsızlar(!) yok mu? Esas anlamadığım onlar.

Süheyl Batum - VATAN

Bu mesaj waranko tarafından düzenlendi. Düzenleme zamanı: 11.03.2010 - 19:36


#2 waranko

waranko

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 760 Mesaj

Gönderim zamanı 11.03.2010 - 19:32

Anlamak çok güç ama çoğumuz anlıyor (2)


Hep darbeleri, darbecileri konuşuyoruz. Ne yapıldığının, ne yapılmak istendiğinin farkında olmasanız, zannedersiniz ki iktidar, “darbelerin” karşısında, darbecilerle mücadele ediyor. Oysa son darbe hangisi? 12 Eylül darbesi. Darbeyi yapan kim? Sayın Kenan Evren. Ama Cumhurbaşkanı, Kenan Evren’i Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde ağırlıyor. Tabii ağırlamayın demiyorum da, hani darbeye ve darbecilere karşıydınız? Bu ne perhiz, ne lahana turşusu.

Yine, varsa yoksa 27 Nisan e-muhtırası. Tek başına yazdığını söyleyen kim? Sayın Yaşar Büyükanıt. Pekiyi hiç neden yazdın, nasıl yazdın diye soran var mı? Hayır... Neden sizce? Acaba karşı olmadığınız hatta size yarayan darbe ya da muhtıralar mı var?

Listeyi uzatmak mümkün, bir tarafta Özden Örnek günlükleri ve yazdığı ileri sürülen Özden Örnek paşa var. Diğer tarafta onun günlüklerini bulundurdu diye 12 aydır tutuklu olanlar. Yoksa gerçekte darbeye ve darbecilere karşı değil miyiz? Diğer tarafta Balyoz darbe planı var. Hani 5 bin sayfa yazılmış, her sayfası tek tek imzalanmış, mühürlenmiş, tüm üst rütbeli komutanlar haberdar, üstelik gizlenmemiş, dosyalanmış. Ve 7 yıldır resmi evrak olarak dosyada duruyor. Yazanlar belli(!). Neredeyse 150 asker yazımına ya da uygulamasına katılmış. Ve 60 üst rütbeli subay gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Ama o dönemin “tüm bu üst ve aşağı rütbeli subaydan sorumlu Genelkurmay Başkanı’na” soru soran bile yok. Dosya gizli olsa neyse. Açık, ortada... Hiçbir şey olmasa, “lakayıtlığın nedenini” ya da “görevi ihmal suçu olup olmadığını” soruşturulur.



***


Anlaşıldı, gerçek ortaya çıktı. Esasında darbeye karşı olmak diye bir şey yok. Yani darbelere karşı değiller. İktidar ve iktidar aydınları, esasında diğerlerine değil, bir tek 28 Şubat’a karşı. Ve daha da önemlisi, bir noktayı saklıyorlar. 28 Şubat olduğunda iktidarda hangi parti vardı? Refah Partisi (RP). Refah Partisi ne oldu? Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Neden? Laik Cumhuriyeti ortadan kaldırıp, yerine şeriata dayalı bir hukuk düzeni getirmek istediği için. RP ne yaptı? Hemen AİHM’e başvurdu. Yani sözüm ona askerlerin mahkemesine değil, Avrupa’nın mahkemesine.

AİHM ne yaptı? Önce 2001’de, sonra da 2003’te, RP yöneticilerinin gerek söylemleri, gerek davranışları ile, “demokrasiye aykırı bir düzeni yerleştirmeye yöneldiklerini, çok hukukluluk adı altında şeriat düzeni amaçladıklarını ve iktidarı elde edip bu amaca ulaşacak bir güç elde edebileceklerini, bu nedenle partinin haklı olarak kapatıldığını ve bunun Avrupa demokrasisine ve anlayışına aykırı olmadığını” söyledi. Bunu da “kanlı mı olacak, kansız mı” dan tut, Şevki Yılmaz, Hasan Hüseyin Ceylan, Halil İbrahim Çelik, Şevket Kazan, Şükrü Karatepe gibi birçok yöneticinin söz ve faaliyetlerine dayandırdı. Yani AİHM’e göre de, 28 Şubat’ta Türkiye’de iktidarda olan parti, demokrasiyi ortadan kaldırmayı amaçlıyormuş. Laik hukuk sistemi yerine çok hukukluluk adı altına şeriat düzenini getirmeye çalışıyormuş.

Yani yurttaşlarının önemli bir bölümü korkmakta da, düşüncelerinde de haklıymış. Yani 28 Şubat haklı bir nedene dayanıyormuş. İşte belki de bu nedenle, gerçekte darbelere karşı olmayanlar, darbecilerle çok iyi geçinenler, muhtıracıları kollayanlar, sadece bu nedenle, BİR TEK 28 Şubat’a karşıdır. Belki de bir tek 28 Şubat’tan intikam almak istiyorlardır. Bunlara “belki” diyebiliriz de, yüzde yüz kesin olan bir şey var, o da iktidar temsilcilerinin, aydınlarının, liberallerin(!) bir şeyi saklamaya, gözden kaçırmaya çalıştıkları. O ne mi? 28 Şubat öncesinde RP’nin kapatıldığı ve bunun AİHM tarafından Avrupa değerlerine ve demokrasisine uygun bulunduğu. Dedim ya bizler olan biteni çok iyi anlıyoruz diye.


Süheyl Batum -VATAN

Bu mesaj waranko tarafından düzenlendi. Düzenleme zamanı: 11.03.2010 - 19:35


#3 waranko

waranko

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 760 Mesaj

Gönderim zamanı 11.03.2010 - 19:33

Anlamak çok güç ama çoğumuz anlıyor (3)


En büyük sıkıntımız, son yıllarda her şeyi “üstünkörü, tamamen bilim dışı, değer yargılarına” dayalı olarak tartışmamız. Hiçbir tartışmada, hiçbir konuda bilim; bilimsel gerçekler ya da veriler yok; dünyada ne yapıldığı, uluslararası hukukta nasıl yapıldığı yok. Hangi ölçütler gerektiği, nereden alınması gerektiği yok.

Eskiden böyle olmazdı. En azından aydınlar, akademisyenler böyle yapmazdı. Örneğin “gözaltı süresi” mi tartışılıyor, eskiden AİHM kararları tartışılır, değerlendirilir ve “gözaltı süresi 4 günden fazla olamaz” denirdi. “Tutuklamanın nasıl olması, ne kadar sürmesi gerektiği” mi tartışılıyor. Uluslararası hukuk, iç hukuk kuralları, mahkeme kararları, AİHM kararları gözönüne alınır, öyle değerlendirilirdi.

Bugün ne yapılıyor? Üstünkörü değerlendirmeler, önyargılar, saçmalıklar, cahillikler ve tamamen bunlara dayalı sözüm ona tartışmalar. Tabii bu, son 15 yılın tartışma biçimi ve tartışmada kullanılan ölçüler. Nedeni de çok açık; “Türkiye’de demokratik, laik sistemi ortadan kaldırıp yerine yeni bir cumhuriyet kurmak isteyenler ve bunu destekleyenler” tamamen bu yolu kullanmaya başladılar. Nasıl olsa “ayıp oldu,” “bu kadar saçmalamak olur mu” diyen yok. Uydur uydur anlat yöntemi çok sevildi.



***


Bunun için liberal aydınlar(!) icat edildi. Adam hiç ekonomi okumamış, ama anlattıkça anlatıyor, bir bakıyorsunuz “Yunanistan’ı övüyor, ne denli yabancı sermaye çektiğini” anlatıyor, “bir Yunanlı’nın 7 Türk’e bedel olduğunu” söylüyor. İki yıl sonra aynı adam “Yunanistan’ın nasıl battığını, ekonomik sistemin dayanmadığını” anlatıyor. Tabii siz ona “cahil miydin, neden bu sistemin işlemeyeceğini anlamadın, neden bize öyle anlatmadın” diye soramıyorsunuz. Ayıpmış, sorulmazmış... Adamın hukuk ile ilgisi yok, ama “yargı denetiminin dünyada nasıl olduğunu, nasıl düzenlendiğini” filan anlatıyor. “Bir ülkede insanlar 33 ay, 20 ay, 12 ay neden yattığını bilmeden tutuklu kalır mı” diye soruyorsunuz, size “bunlar usul kuralı, siz ulvi amaca bakın” diyor. Dünyada böyle bir uygulamanın demokratik ülkelerde örneği var mı diye sorarsanız, ya size pişkin pişkin bakıyor, ya duymazdan geliyor. Nasıl olsa iktidar söylediğinden memnun ya. Onun için ötesi yok.

Bir bakıyorsunuz Lagendijk Radikal Gazetesi’nde yazı yazmış; “Yargı reformuna statükocuların karşı çıktığını” anlatıyor. Anlatıyor anlatmasına da, söylediklerinin gerçekle ilgisi yok. Fransa örneğinden bahsetmiş, tamamen yanlış. Hiç bilmiyor. Ama olsun, zaten günümüz doğruların, gerçeklerin, bilimsel verilerin günü değil ki. Lagendijk dese ki, “ben Sayın Burhan Kuzu’yu dinledim, o da bilmiyordu,” ne yanıt vereceksiniz? “Sizin Başbakanınız yargı siyaseti kuşatmış” demedi mi diye yanıt verse, ne diyeceksiniz? Tutup da, “açın tüm kitapları, bilimsel eserleri, zaten hukukun üstünlüğüne dayalı devlet demek, yargının siyaseti çerçevelediği, kuşattığı devlettir, Sayın Başbakan” deseniz, ne değişecek ki?


***


Sayın Başbakan “411 milletvekilinin karar verdiğini 11 yargıç bozar mı” diye soruyor, siz tutup da Başbakan’a, “dünyanın neredeyse her ülkesinde meclis çoğunluklarının verdiği kararları denetleyen anayasa mahkemeleri var, birinde bile 411 kişinin verdiği kararı iptal etmek için, 412 yargıç gereklidir diyen ülke var mı” diye sorsanız, ne olacak ki?..

Dediğim gibi; amaç bu olunca ne bilimi kalıyor, ne gerçeği, ne de doğrular... Tartış tartışabildiğin kadar, uydur uydurabildiğin kadar. Sakın şaşırmayın; neden 15 yıldır böyle tartıştığımıza, neden darbeleri de böyle tartıştığımıza, “yargı reformunu da, sivil anayasayı da”. Üstelik liberal aydın(!) çok sıkıştığında “ben öyle düşünüyorum efendim, size ne” dedi mi ne diyeceksin? Bir de üstüne üstlük “değiştim, size ne” derse, ne yapacaksın?


Süheyl Batum - VATAN

Bu mesaj waranko tarafından düzenlendi. Düzenleme zamanı: 11.03.2010 - 19:34


#4 WaLe

WaLe

    Kimene!

  • Üyeler
  • 6.730 Mesaj
  • Cinsiyet:Bay
  • Konum:Eskişehir

Gönderim zamanı 11.03.2010 - 19:54

Süheyl Batum ;P

"YURTTA SULH, CİHANDA SULH"
Gönderilen Resim



’Düşüncenin üstesinden gelemeyen‚ düşünenin üstesinden gelmeye çalışır.

Paul Valéry






Benzer Konular Daralt

1 kullanıcı bu konuya bakıyor

0 üye, 1 ziyaretçi, 0 gizli