İçerik değiştir



- - - - -

Şehr-i Hüzün


  • Yanıtlamak için giriş yapın
bu konuya 20 yanıt verildi

#1 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 19.12.2009 - 15:11


Aksak Zaman Geçitleri

kızıl bir hançer ilişiyor bedrin on dördüne. kisra’nın on dördüncü sütununun altında cebelleşiyor âfil dimağlar. dördüncü katında nihan bir avaze feleğin. petrus üçüncü inkarında... yuda, yanaklarından öpmeye yelteniyor isa’nın. yılanlar taşıyor kadehlerden. kleopatra sırıtıyor karşısında üryan bir mir’at. henriette ‘’seninle ölmeye varım!’’ diyor kleist’e. İki kere iki küstahlık ediyor dostoyevski’nin kaleminde ve bela-yı aşk ile aşina kılınıyor fuzuli. mihri hatun’un ilenci dönüyor kendine. yusuf’un gömleğinde kan lekesi,kenan’da bekleyiş çilesi... ipince eğiriyor ipliğini meryem. yazgısına al al düşüyor ‘sır’.


savruk düşler ten perdesinde, mavi bir yangın ölüm talebinde... havva’nın ahdinden miras bana yalnızlık. iki kaşımın çıkmazında süveyda. nirvana’da yağmur, ’yok’ta ‘var/lık’ risalesi… hayatın izdüşümü ellerimde: kan! werther’in sızısının yankısıdır gözlerim! lime lime edilmiş ‘söz’ün kor nağmeleri.

siccin’in kapısında sarı karanlık… veyl yolunda merdut bir sevda. irem’e adım atarken helak oluyor şeddat. sumnat’ta son hediye sunuluyor şiva’ya ve bir kadının külleri savruluyor ganj’a. bir pervane ‘ilme’l yakîn’ halinde. zühal’in yasına aldırmıyor merih. zühre, ism-i azamı fısıldıyor arzın kalbine. aşk duyuyor bunu, yükseliyor göğe!

gazaba uğruyor baharımda mahpus sevda. ilenç olup taşıyor sözlerim kanlı yaraya. kuytu vadilere dökülen yıldızların ardından koşuşturuyorum canhıraş bir mısra düşsün diye yüreğime. (bir mısra düşmeli bu yüreğe!)yorgunum… recm edilsin bütün şairler. ilk taşı atacak, yol verilsin aşk’a!

dağların bilge delikanlısı koşuyor ayet ayet sükûn’a. sözsüz, nefessiz tüketiyor zamanı.idris yamıyor bir köşede mintanını. şerha şerha bulutlar... nur fışkırıyor avuçlarından seher’in. intihara gebe ikindilerde okunuyor eylülün esamisi. dört elif miktarı susmak düşüyor paya. hiçliğin kılcallarında azad edilmiş nergis/im…

çirkef bir düşe uyuyor aşk’ *gunıyanlar ve ölüme uyanıyor göğün suskun yediler’i… hiçbir yerde olmuyor yüreğim varken her yerde! mavi uçurtmalar yapıyorum alaz almış zamana inat sevgili!

isa’ya adanmış bir kalp manastırda. hayatın simyasının peşinde münzevi guathama. luksar’da ümit/sizlik hat safhada. tûti’nin kaybolmuş aynası... tozlu bir hayatın karmaşasında âh pembe düşlerim!soğuk bir ateş uzanıyor şeceresine gecenin.


titrek aksanımla koşuyorum geceye. münkesir yollar, girdap umutlar…sürgün naraları yankılanıyor sevdaların avucumda. andolsun aşkın doyumsuz rengine!

Bu kalem hep muhalif benle. ’bahar’diyorum, ‘eylül’diyor. ’sus!’diyorum, feryad ediyor. ’sevda’diyorum ,‘siyah’diyor. /nevası yükselirken duvağı açılan seherin kırarım bilekçem. /yüreğimi aklıyor ismailce tevekkül ve sığınıyorum hira’dan sızan nur’a. şühûd olsun kalem!

uzza

pa

ram

par

ça…

ömer’in gözlerinde amansız sancılar, hallac’ın bileğinde tecrid edilmiş arzular… misk-i amber soluyor paslı çivileri ölümün. şibli’nin elinde kan sunan gül!gül ki, hallac’ı ağlatan kan!

sidretü’l münteha’da koşuşturuyor cebrail. aşk’ı meshediyor mekana hükmeden. yeşil rüzgar uğultusu refref. isrâ’ya adak gece;gece isrâ’ya konak!

ışıklar söndü. söndü de ışıklar dinmedi içimdeki mahşer. şimdi, hangi tûfan avutur beni? nuh’un ayak bileklerinde ihanet kemendi, yüreğimde kızıl mürekkep lekesi… nuh’un bile görmediği bir tufan içim!

kaknüs’ün üç yüz altmışıncı deliğinde sancı!cüz cüz sabrı hatmediyor kerem. güneşin gölgesinde yüreğim!şairin göğsünde bin kırbaç darbesi. yezid’in soluğunda sapkın dilekçe.me’mun’un salyası damlıyor siyaha. kitapların sîreti dicle’de sükûn... artmıyor aşk’ın değeri gam çekmeyince!yanıyorum. yanmalıyım!ateş istiyorum sevgili, ateş! suyla yanmak, suyu yakmak…

hatlarda kalıyor yesari’nin parmak izi.mermerde açıyor sinan laleleri. (laleye değer düşürür Allah’ın ebcedi!) nesim’le helalleşiyor yitik ramazanlar. bir evliyanın sinesinde tomurcuklanıyor yasin gülleri. hira sessiz okuyor mersiyesini... hüseynî sadalar yankılanıyor uhud’dan. ateş gülistan oluyor ibrahim’e, nemrut’a azap!bin erle giden geliyor on erle; fakat zaferle…!

iki yanından kavrıyor güneşi iki eliyle iskender. iki yüzlü insanları sevmeye başlıyor akif tanıdıkça yirmi üç yüzlü insanlar. adem kılıyor kendini insan.kapanıyor melekût aleminin dizlerine…

cem’in kadehindeki yedinci hattın bağrında kor beste… gölgesi düşüyor hûma kuşunun kalbimin üzerine. mürşit bilip bağlanıyorum gözlerine!

harut ve marut düçar azaba dünyada. şahit kılınıyor sevgilinin yüzüne ve’d –duhâ...sıcak su sunuluyor demir kancalı kapta, isyanın küfre çaldığı zamanlarda. bolonya ışıldamıyor gecemde... susmuyor vicdanımın sesi: çile! azabın katranında yanık masallar serpiyorum hüznün tenhalığına.susuyorum ağlayarak; ağlıyorum susarak…

bir şair cinnet geçiriyor! mısralardan yeni çarmıhlar kuruyor bak!nûn… kaleme ve yazdıklarına and içene hamd olsun ki ‘kaf’ta hem gül’ü hem kül’ü gördük ve bulandık aşk’ın her rengine... artık elini bulaştır şiire suskun kalem! yaklaşma ey kays, gökyüzü basacak ellerini!

kuzeyli bir kızı intihara sürüklüyor sahte sevda sözleri. boğazımda pörsümüş yılan derileri… yeminim var efendiler! son damlasına kadar ziftleneceğim geceyi… gece anlamaz öyle herkesin dilinden! gece konuşur soğuk kara iklimlerden…

nietzsche ağladığında oluyor cinnet cennet bana!nisan yağmuru dönüşmüyor inciye içimde. (ücra bir okyanustum oysa, aşkı yağmurla besleyen…) canımı alıyor her kar tanesi, canıma can katıyor infilak sevda! çarmıh ne yana düşer, aşk ne yana…? kefaretimdir aşka ölüm!

hüdhüd kayıplarda!cinlerin utancıdır gözlerindeki kör akis. leyla’nın düşlerinde göçmen kuşların sunağıdır aşk’a elem. gözyaşıyla bağlıyor saçlarını züleyha. uçurumlarda tozlanıyor gelinciklerin telli duvaklı rüyaları. ihanetin kanlı gölgesinde mi kaldı sözlerin? bir şair gül’e bakıyor… bakışında bir efsaneye gebe şair!

osman gazi’nin rüyasından hakikat düşüyor çınara. mercan’da serinliyor cennet erenleri. echo’ya aldırmıyor nergis. renklerin kralları siyahı maktul kılıyor beyaza. hayatın nabzı kamçılıyor rüzgarın dehlizini. yılların kahrı eylül bakışlı sevdaların nakşında. abandıkça kelimelerin ellerine, sağnak düşler boşalıyor suskumun göğüne!

ah’ım savruluyor fırat’ın kollarına... menderes’in başı kanıyor,su perileri yasta! kızılırmak mezar oluyor bağrı yanık anaya. kara yağız özlemlerim kınından çekiliyor, saplanıyor kırlangıçların yüreğine! bu yüzdendir yanmam kırlangıçlara, susmalarım bu yüzden…!

abas’ın kalkanında kertenkele ceseti, eyyüb’ün sabrında akrep geçitleri… kaeria miletos’un suya bulanmış toprak hayali. ins’in güncesinde zamana adanan sözler… kanı çekiliyor ayak bileklerimin.asyalı kalbimde toprak kokusu… ellerimde yıllanmış körpe dua!düşüyorum harlı perçeminden kalemin...

sevinci yaşanmamış doğumlar kadar acıtmıyor içimi intihar. benim her şeyi lekeleyen! sokrat arıyor bütünün parçalarını. spartaküs türküleri taşıyor dilimden. bahar hep geç geliyor şairin kentine. terkibimde yağmalanmış hüzün... zamanın çarkında çürüyen bulutların ağıdı. kalbimde:gözyaşı vardiyası!

sevr’in koynunda yatıyor tarih. bütün yollar aşk’a çıkıyor. kuşluk vakti göveriyor yetim ahdimdeki öfke! kaybedip kaybedip buluyorum kendimi. cebimden düşmüş kara bakışlı hayat! yılların imbiğinde solgun feryadın mührü. rüzgar, hayat üfürüyor tomurcuğa öksürerek.t akâti kesilmiş sözler boğuyor rüyaları. kelimelerle yaşlanıyorum, kelimelerle ölüyor…

göç vaktidir ey deli gönlüm çağlar öncesine…

gülün yanağında göz izleri, dudağında pişmanlık serzenişleri… ilişmeyin yarama! aşk kaydındayım henüz… mevlevi ayinlerden kopup geliyor ‘hû’, yerleşiyor aşk’ın nefesine! gül alıyor guslünü yangının çiğ tanesiyle. haydi ey gül, kurulan ve giy al fistanını! (rahman boyasıdır bu,silemez gözyaşı.) süleyman anlıyor bülbülün ağıdındaki mor nağmeyi. bülbülün ezberinde ibrahim duası: ’’hasbiyallah ve ni’mel vekil!’’

son ayeti indi aşk’ın efendiler! derlemeye ömer gerek!


Alıntı

Gönderilen Resim


#2 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 21.12.2009 - 13:27

BENDEN KAÇ OLURSA SEN OLMAZ...


Şimdi beklentisine küsmüş çocuklar gibi,kazınmıyor bakışlarım duvarlardan....

Tek başıma saklambaç oynuyorum bulunmaz bir hiçlikte...Ebe de ben sobe de...

Anlatıcalak ne kaldı ki ...sensiz her zaman biriminde geriye alıyorsam kendimi..

Ne vakit düşünsem gelecek beklentisini...Yapışkan geçmişim döve döve içeri alıyor beni...

Gece tüm karanlığıyla gelirken üstüme üstüme,kaçıncı sayışta uyuyabilirim...bir rüya olsun sensiz...

Biliyorum matematik çizelgelerini...kendime denedim..

anladım ..benden kaç olursa sen olmaz..sonsuza akan bir ırmağın iki yakasıyız seninle...

sessiz ...derinden..aşınan..

kıyımı aşındıran sulara soruyorum seni...sen kuşsuz bir dal gibi dururken karşı kıyıda...

artık beklentisine küsmüş çocuk gibi,gözleri yatırıp dudaklara..

kendimce sana bir tanım aramaktayım...ilk günaha ve son davete gün içirdin..

böyle sevdirdin bana ateşi...ve sonra ölüm koyusu bir sonla o sırra üşüşen sendin..

bense ilk kurşunda vurulan bir asker gibi kalakaldım kanlı meydanlar ortasında...

artık gelmeyecek trenleri bekliyorum ıssız grisinde peronların...

sabır tesbihleri yapıyorum mahpushane işi..

çekiyorum...susuyorum...susacaklarım bitmiyor..

yüreğime diktiğim bunca umut çiçekleri...çektiğim bunca hasret...sözcükleri yaza-çize ertelenmiş baharlardır yazdığım ..örselenmiş düşlerim saçak altlarında..

pusuda bekleyenler var...çattım kaşlarımı...dışarı çıkamam...çıkamam dışarı kaşlarım var..

al işte veriyorum: bunlar örgütsel dökümanları aşkın..

bedili ödenmiş...yarım kalmış ...ölümcül bir sevda....


Kahraman Tazeoğlu

Gönderilen Resim


#3 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 22.12.2009 - 15:58

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,

Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.

Bir dost göz arayışıyla,

Saat tıkırtısıyla....

Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,

Ama;

''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.

Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.



Yoksa , zor değil, hiç zor değil,

Demli çayı bardakta karıştırıp,

Bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama; ''Çaya kaç şeker alırsın?''

Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra........


Can Yücel

Gönderilen Resim


#4 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 29.12.2009 - 14:18

Adresim Hüzün

bugün günlerden hüzün
yer hüzün ülkesi
intiharda bileniyor duygular
hüzünlü bir karanlığa

dolaşıyorum gelişigüzel
ayağımın altında dallar eziliyor
hüzün kırılıyor yalnızca

hüzün alıp
hüzün satıyorum
kazancım hüzün
kaybım da

gül uzatıyor küçük bir kız

“al bunlar en güzelleri
adları hüzün çiçeği
hüzün kokarlar aynen hüzünlü gönlün gibi...”

ağaç olsam
hüzün dökülüyor yapraklarımdan
yağmura koşsam hüzün boşanıyor üstüme
bıraksam kendimi kaçsam oradan
yok olası hüzün koşuyor ardımdan!

ben: hüzün
ikametgah: hüzün sokağı
adresim bu işte!

beni ararsan hüzn'ü sorman yeter

bir köpek uluyor sokakta
hüzünlü bir ölümdür buralar!


Naime ERLAÇİN


Gönderilen Resim


#5 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 08.01.2010 - 13:35

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?


Cemal Süreyya


Gönderilen Resim


#6 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 15.01.2010 - 11:36


sesli dinle :mad1:

Gönderilen Resim


#7 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 30.01.2010 - 10:20

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç



Ahmet Hamdi Tanpınar


Gönderilen Resim


#8 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 09.02.2010 - 15:17

İlk kundağın
Ben oldum, yavrum;
İlk oyuncağın
Ben oldum.

Acı nedir
Tatlı nedir... bilmezdin
Dilin damağın
Ben oldum.
Elinin ermediği
Dilinin dönmediği
Çağlarda, yavrum
Kolun kanadın
Ben oldum
Dilin dudağın
Ben oldum.

Belki kıskanırlar diye
Gördüklerini
Sakladım gözlerden
Gülücüklerini...
Tülün duvağın
Ben oldum!

Artık isterlerse adımı
Söylemesinler bana
'Onun Annesi' diyorlar...
Bu yeter sevgilim bu yeter bana!

Bir dediğini iki
Etmiyeyim diye öyle çırpındım ki
Ve seni öyle sevdim sana
O kadar ısındım ki
Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim
Gün oldu kırdın...
İncinmedim;
İlk oyuncağın
Ben oldum.. Yavrum
Son oyuncağın
Ben oldum...

Layık değildim
Layık gördüler
Annen oldum yavrum
Annen oldum!


A.N.ASYA


Gönderilen Resim


#9 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 16.02.2010 - 10:17

Gönderilen Resim



Benim hiç sapanım olmadı anne,


Ne kuşları vurdum,

Ne kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim ama,

Seni hiç kırmadım, hep boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca

Bir tek kendimi vurdum!.
Suskun görünsem de,

Fırtınalı ve mağrurdum anne.
Bir mızrak gibi,

Aynada hep dik durdum anne!
Ben sana hiçbir gün laf getirmedim,

Leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım,

Kalbimi çok yordum...
Ben hayatım boyunca,

En çok kendimi ARADIM, kendimi sordum,!...
Benim hiç sevgilim olmadı anne,

Ne bir yuva kurdum,

Ne bir gün şansım güldü...
Öpemeden bir bebeğin gıdısından...
Kimi yürekten sevdiysem, o yüreğini başkasına böldü...
Bir muhabbet kuşum vardı,

O da yalnızlıktan öldü...
Sen beni hep, göğsünde

Acılarla mı doğurdun anne?
Yoksa, evlat diye,

Koca bir taş mı doğurdun anne?
Eziyet değilim, zahmet değilim,

Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
Doğurdun da beni,

Ne ile yoğurdun anne?
Benim hiç hayalim olmadı anne...
Ne seni rahat ettirdim,

Ne kendim ettim rahat...
Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedim.
Bu hayat !

Kaybolmuş bir anahtar kadar

Sahipsiz mi anne...
Ne omzumda bir dost eli,

Ne saçımda bir şefkat...
Say ki yollardan akan,

Şu faydasız çamurdum anne...
Say ki ıslanmaktım, üşümektim,

Say ki yağmurdum anne!
Bunca yıldır gözyaşını,

Hangi denizlere sakladın?
Oy ben öleyim,

Sen beni ne diye doğurdun anne?
Hayat nedir, nedir ki anne;

Bir oyun, bir masal değil mi?

Bak, kırıldı oyuncaklarım...

Ömrüm gitti,

Sevdam bitti...
İnan, ben hiç büyümedim ki


Y.Hayaloğlu


Gönderilen Resim


#10 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 15.05.2010 - 13:00

HAN DUVARLARI

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"


Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"


Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!

"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"


Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"

Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


Gönderilen Resim


#11 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 24.05.2010 - 10:19

Hüzün Yağmurları

Hüzün yağmurlarda
Yürüyorum ben,
Yalnız caddelerde,
Yolun sonundamısın sen
Başındamı beklemekte

Hüzün yağmurlarında
Yürüyorum ben
Özlemler kırmızı valizleri ile
Otobüs beklemekte

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Saçlarım uzuyor zifiri karanlık
Gölgelerden eller çıkıyor
Ürperiyorum

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Çocuklar beliriyor
Boy boy rengarenk
Ceplerinde gök kuşakları

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Özlemler binmişler otobüslere
Kadınlar beliriyor pencerelerde
Özlemler,
Hangi kadına kim bilir kimi götürmekte

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Yalnız caddelerde
Ağaçlar beliriyor
Dallarında güneş ışıkları

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Yolun sonundamısın sen başındamı
Beni beklemekte,

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Bebekler beliriyor
Beyaz tombul bebekle
Umutları ellerinde

Hüzün yağmurlarında yürüyorum ben
Yalnız caddelerde


alıntı

Gönderilen Resim


#12 dokuzharf

dokuzharf

    ...

  • Kurucular
  • 19742 Mesaj
  • Cinsiyet:Bay
  • Konum:İzmir

Gönderim zamanı 24.05.2010 - 10:26




Ayrılıklar uyandırmalı kör yüreğimi.
Cehennem yangınlarından
Ölmeden çıktıysa bedenim; artık
Benim olmalıyım, benim.
Yeter yüreğimi bir çift gözün
Ateşine rehin verdiğim. Ateş artıyı
Değildir karşılığımız. Pusatını dağ
Sisinden alan, firarını mermisine
Emanet eden bir namludur bu
Eşkıya sevda ki; zulasında asılı
Durur kefenlediği ölümü.
Ellerinin çeliğine su verilmiştir ta
Adem`den beri. Bilir ve intihar
Cüretiyle yoklar yüreğinin tetiğini.
Güneşin kızılca kıyametine çatar
Kuruyan umut dallarını. Yanacaksa
Cehennemden beter yanmalı!
Kim anlar ki eşkıyanın sağlamlığını;
Özleminin çiseyle yıkanmış şafak
Değerini kim? Hani ellerine kuşlar
İnerdi, kardan üşüyen kuşlar…
Bahçen kuş sevinçleriyle inlerdi ay
Şahrud.
Eşkıya yüreğime çığ düştü
Üşüyorum ha…
Aç ellerini. ”


Geldim mutsuzluğumla
Yürek susuzluğumla
Koynuna al demiyom
Eşikte koyma beni
Koynunda yatır demem
Yeter bağışla beni
Aç ellerin gireyim
Sana ömrüm vereyim
Kuruyan dudaklarına
Nefesimi süreyim
Kuruyan dudaklarıma
Nefesini süreyim
Dağlara küs olur mu
Bahar ayaz olur mu
İki can bir bedenken
Ayrı yatmak olur mu
İki yürek bir canken
Ayrı düşmek olur mu
Biliyorum suçluyum
Kentin kirli suyuyum
Sevmesini bilmiyorsam
Geçmişin sonucuyum
Aç kapıyı gireyim
Sana ömrüm vereyim

Kuruyan dudaklarına
Nefesimi süreyim
Kuruyan dudaklarıma
Nefesini süreyim


Değişiklikler Kaydedildi...

#13 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 28.05.2010 - 09:31

ANNE OLMAK

Gönderilen Resim

Sahip çıkmaktır

Gönderilen Resim

Birbirine bağlılığı öğretmektir

Gönderilen Resim

Tüm yavrularına yetebilmektir

Gönderilen Resim

Korumaktır..

Gönderilen Resim

Hamallıktır

Gönderilen Resim

Mutlu olmaktır

Gönderilen Resim

Eğitmektir

Gönderilen Resim


#14 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 27.06.2010 - 21:25

İçimde yaralı bir aşk kaldı senden sonra.
Kaybetmek zormuş.
Oysa ne kadar da kolaydı sevdalanmaya çalışmak.
Aslında yoktun ya başta.
Niye o yokluk şimdi anlamsız bir boşluk yaratıyor.
Beni hayata bağlayan şeyler dönüp arkalarını gittiler.
Hayat dedim de, üç beş kırık dökük kelimeyle anlatmaya çalıştığım herhangi bir şey.
Hayat sana yakın, benden uzak şimdilerde.
Nefes almak güç müydü eskiden.
Yokluk, sensizlikle eş anlamlı değildi.
Öncesi ve sonrası kayıp bir duygu bu.
Unutmaktan bahsediyor şimdi içimde hareket halindeki yalnızlık.
Öfke var birde ara sıra çıkıp gösteriyor kendini.
Baktığım yerler boşluk.
İçimden ağlamak gelmiyor.
Gözyaşı yok. Düğümlenmiş boğazım.
Sevdaya yakındı adın önceleri.
Şimdi perişan halim seni sıradanlaştırıyor.
Her şey koca bir yokluk.
Peki var olan ne?
Nedir şimdi yaşamak dediğin.
Ya sevmek gerçekten eskiden kalma bir yalan mı.
Düşlemeye bile korkuyorum seni.
Şimdi sen gidiyorsun.
Git.
Kal diyemem.
Tükettiklerim acıya yakın.
Özlemlerim maskeli.
Gözlerimde sisli bir şehir.
İçimde yıkılıyor mabetler.
Yüreğim enkaz.
Şimdi sen gidiyorsun ya
Boşlukta dağılıyorum ben.


alıntı

Gönderilen Resim


#15 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 11.07.2010 - 21:16

Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin

rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende her şeyken

canım yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil

KAHRAMAN TAZEOÐLU

Gönderilen Resim


#16 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 29.07.2010 - 12:33

Eğer

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de


Can Yücel

Gönderilen Resim


#17 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 29.08.2010 - 00:28

Bir annenin hasta olan küçük kızına ithafen yazdıkları..


Sadece bu sabah için içimden ağlamak geldiği halde,yüzünü gördüğümde gülümseyeceğim.
Sadece bu sabah için giymek istediğinin seçimini sana bırakacağım ve gülümseyerek ne kadar yakıştığını söyleyeceğim.Sadece bu sabah çamaşırları yıkamaktan vaz geçip seninle parkta oynamaya geleceğim ve bu sabah bulaşıkları lavaboda bırakıp,bulmacanın nasıl çözüldüğünü bana öğretmeni isteyeceğim.Öğleden sonra telefonun fişini çekip bilgisayarı kapatacağım ve arka bahçede oturup seninle köpükten balonlar uçuracağım.Bu öğlenden sonra dondurma arabası için çığlıklar attığında sana hiç kızmayacağım ve gelirse bir tane alacağım.Bu öğleden sonra büyüdüğünde ne olacağın hakkında hiç canımı sıkmayacağım.Ya da seni ilgilendiren konularda ikinci bir düşünce üretmeyeceğim.Bu öğleden sonra kurabiye yaparken bana yardım etmene izin vereceğim ve tepende dikilip düzeltmeye çalışmayacağım.Bu öğlenden sonra hamburgerciye gidip iki çocuk mönüsü alacağız ki iki tane oyuncağın olsun.
Bu gece seni kollarımda tutacağım ve nasıl doğduğun,seni ne çok sevdiğimi anlatacağım.Bu gece küvette suları sıçratmana izin vereceğim ve hiç kızmayacağım.Bu gece geç saate kadar oturmana ve balkondan yıldızları saymana izin vereceğim.Bu gece yanına uzanıp en sevdiğim tv dizisini bir kenara bırakacağım.Bu gece sen dua ederken parmaklarımı saçlarında dolaştırıp bana en büyük armağanı verdiği için ALLAH'a teşekkür edeceğim.
Kayıp çocuklarını arayan anne babaları düşüneceğim.Yatak odaları yerine çocuklarının mezarlarını ziyaret edenleri ve hastane odalarında donuk bakışlarla daha fazla içlerinde tutamadıkları çığlıklarıyla hasta çocuklarını seyreden anne babaları düşüneceğim.Ve bu gece yanağına iyi geceler öpücüğü kondurduğumda seni biraz daha sıkı ve biraz daha uzun tutacağım kollarımda.....ALLAH'a senin için teşekkür edip bize yalnızca bir gün vermesi için yakaracağım."

Just Remember Me

Çocuğu olmayanlara,olupta hasta olanlara;
Olupta ölenlere,olupta kötü davrananlara;
Olupta ona bir şeyler almak istediği halde parasızlıktan alamayanlara ve vicdan ve iman sahibi tüm okurlara bu yazıyı hediye ediyorum.

Gönderilen Resim


#18 dokuzharf

dokuzharf

    ...

  • Kurucular
  • 19742 Mesaj
  • Cinsiyet:Bay
  • Konum:İzmir

Gönderim zamanı 14.09.2010 - 21:58

Şehri sarmasa da hüzün , biraz önce dükkanı sarıp sarmaladı.
Küçük bir kız ve annesi geldi..
Bir bilgisayar istediler ve msn açmak istediklerini ve bu işlerden pek anlamadığından bahsetti Anne..
Yardımcı olayım deyip msn adreslerini açtım.
Küçük kız heyecanlı ve yerinde duramıyordu.
Karşı tarafın msn adresini söyledi, ekledim.
Kamera isteği geldi karşı taraftan, kamera isteğini kabul ederken Anne saçlarını düzeltiyordu.
Kız "Anne ben ilk görüneyim" diyordu.
Anne kızına çevirdi kamerayı.
Yanlarında kameranın açılmasını bekliyordum, kamera açıldı.
Karşı tarafta 40-45 yaşlarında bir adam, kameradan Anne ve kızı görünce gülmeye başladı.
Sessiz olan dükkan bir anda "Babaaaa" diyerek bağırıverdi.
Müşterilerin gözü küçük kızdaydı. Annesi küçük kıza kızıp "yavaş" olmasını istedi.
Bende gülerek Anne'ye " yok sorun değil, istediği gibi davransın " dedim.
Kız "anne konuşalımm" diye Annesine konuşmaya başlamalarını söyledi.
Anne kulaklığı taktı ve "nasılsın" derken ben uzaklaşmaya başladım.
Küçük kız " hala Babaaa" diyor ve el sallıyordu.
Çok kısa süre sonra kız aldı kulaklığı ve konuşmaya başladı.
Bir dakika geçmemişti ki , ağlamaya başladı küçük kız.
"Babaaa özledim seni gelsene artık" diyordu.
Annesi küçük kızın haline dayanamamış olacak ki o da başladı ağlamaya.
Küçük kız durmadan "baba özledimm seni" diyordu.
Anne kıza " kızım gülerek konuş, babanda seni özlüyor, mutlu görün" deyince kız "anne dur yaa" deyiverdi.
Bu sırada kız hala ağlıyordu. Yerimden kalkarak mendil götürdüm küçük kıza.
Annesi de işaret ederek "bende alayım" dedi.
Anne kız ağlarken müşteriler de sürekli küçük kız ve annesinin olduğu tarafa bakarak üzüldüklerini belli ediyorlardı.
Küçük kız ve Annesi yarım saat kadar konuştular ve sonrasında "konuşmamız bitti, msni kapatabilir miyiz" dedi.
Yanlarına giderek msni kapattım.
Anne ayağa kalkmıştı ve müşterilere dönerek " sizi rahatsız ettiysek özür dileriz, kocam yurt dışında çalışıyor, kızım da çok özledi, babasını görsün diye getirdim, çok ses çıkardık biliyorum, affedin" dedi.
Akşam müşterileri genelde büyük yaşta oluyorlar , hepsi de olgunlukla karşılayarak "sorun değil" dediler.
Anne ve kızı hesabı ödeyerek uzaklaşırken küçük kız " anne bir daha gelelim olur mu? " diye soruyordu annesine.
Araya "hasret" girince ve işin içinde "çocuk" olunca...
Ben bile ağlayacaktım neredeyse.

Değişiklikler Kaydedildi...

#19 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 18.09.2010 - 13:13

Gönderilen Resim


Şehri sarmasa da hüzün , biraz önce dükkanı sarıp sarmaladı.
Küçük bir kız ve annesi geldi..

Araya "hasret" girince ve işin içinde "çocuk" olunca...
Ben bile ağlayacaktım neredeyse.


Karlı bir akşamdı Ankara 'da;
Son kez el ele yürümüştük,
Bitmesin istediğimiz yola.
Kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık.
Yazarsın bana demiştin.
Bende yazarım sana sık sık.
Ağlıyordum....
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı.
Elimi daha sıkı tuttun,
Anlıyordum....
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim,
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,
Kelebekleri kitap arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir, yolla bana,
Kitaplarım sana emanet,
İncitme kimseyi, kin büyütme kalbinde...
Beni bekle...
Yol bitti, gidiyordun artık;
Gittin...
Sokakta gördüklerimi, filmlerdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum, kelebeklere dokunmadım,
Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni, çoban heybesini, akşam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok şey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam...
Nasıl olsa bulacaktır diye, her görüşümde aynı güçle seslendim
"Uçak, babama selam söyle!"
Beni kötü rüyalardan uyandıran sevdiğim ilk adam...
Bir bilsen seni nasıl özledim...
Kar yağıyor şimdi, otuz yaşım bitti,
Kitapların bende, kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım,
Kin büyütmedim kalbimde....
Küçük kızının gözleri hala senin çiçeklerinde.
Uçak, babama selam söyle!
Uçak, babama selam söyle!

İclal Aydın

Gönderilen Resim


#20 suheda

suheda

    Boş vakti boldur

  • Üyeler
  • 410 Mesaj
  • Cinsiyet:Bayan
  • Konum:Kuzey

Gönderim zamanı 01.11.2010 - 14:07

Gönderilen Resim


Kepez

Ansızın bir karasu iner

Deniz fenerinin gözlerine

Fener kör olur

Ve ağır ağır uyanmaya başlar

Deniz dibinin devleri

Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine

Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri

Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez

Bense bu kaderi iyi bilirim

Benim adım Kepez



Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı

Gökyüzü de kördür

Yüreğindeki kara bulutlar

Durmadan yıldırımlar kusar

Yorgun bir gemi oturur kayalara

Karışır birbirine dua ve küfür

Korkuysa şapkasını her zaman

Kapkara bir dala asar

Bir yosun tarlasında dinlenirken

Gördüm ölümü kaç kez

Selam verip geçti gülümseyerek

Ben korkusuz Kepez



Kaç sünger ve inci avcısının

Kanına girdi bu denizler

Kaç taze gelin ihtiyarladı

Bu ufuklara baka baka

Her sabah

Neşeli bir ıslık aydınlığına

Evden çıkıp gidenler

Ya döndüler ya da hiç dönmediler

Yaralı akşamlara

Yalnız kalmayınca aç kalmayınca

Oğlak, kuzu melemez

Ben ne dramlar yaşamamışımdır bu kıyıda

Ben Kepez



Mutlu insanlarda gördüm

Gelip kollarımın arasında sevişen

Ama uzun sürmedi

Şıngır mıngır kristal ömürleri

Ne çığlıklar işittim rüzgarlardan

Mevsim mevsim değişen

Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri

Tedirgin martıların

Kanatları vururken gez

Ben dilsiz bir görgü tanığıyım

Benim adım Kepez



Gün kısalır,

Bir gece de değişir renk renk haritam

Gün uzar,

Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim

Sırdır, ayıptır

Gördüklerimin hepsini anlatamam

Gemiler gelip geçerken

Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim

Gül yanaklı, lale dudaklı

Ne güzeller gördüm gitti gelmez

Ben hep aynı yerde beklerim

Benim adım Kepez



Bazen denize küserde

Gökteki yıldızlarla konuşurum

Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim

Bulamam ellerimi

Ay doğarken başlar

En uzun süren sarhoşluğum

Asırlar kemirse de

Koparamazlar zincirlerimi

Kimse kirli ayaklarıyla

Üzerimi tepeleyemez

Ben beş vakit

Sabrın gül suyuyla yıkanırım

Benim adım Kepez


Bahaettin Karakoç

Gönderilen Resim






Benzer Konular Daralt

  Konu Forum Konuyu Açan İstatistikler Son Mesaj Bilgisi

0 kullanıcı bu konuya bakıyor

0 üye, 0 ziyaretçi, 0 gizli

Tüm erkek giyim markası fırsatları için tıklayın !